27 Mart 2012 Salı
Ekim 1995 - Ankara
Günlerden Cuma'ydı. Beden eğitimi dersi vardı. Tabii ki tüm 80 lilere yapıldığı gibi bizide 2 saatbahçede top koşturmaya bırakmışlardı. Ben ve benim gibi bi kaç mal top oynamıyor, okulun içinde yapılmış kaldırımlara oturup etrafı kesiyorduk.
Yanımdaki arkadaşım Murat sordu;
- Adı neydi?
- Kimin?
- Seninkinin lan işte.
O an irkildim. İçimden "Ne dedi lan bu, nerden biliyo ki onu?" dedim kendi kendime. Murat beni dürttü;
- Lan olm anlatsana biz hep anlatıyoz.
"Aylin" diyebildim sessizce. Ama neden dedim bilmiyorum. Sessizce içimden geçirecekken, seslice duyurdum heralde ilk aşkımın adını. Zıpladı ayağa ve bağırmaya başladı;
- Aylin'mi hangi Aylin lan? Bizim sınıftaki mi? Yok yok o Gökhanla çıkıyo! Aha! Servisle giden Aylin! Çilli Aylin. Abbboooovvv!!!
Mal gibi bakakaldım. Herkes bana bakıp gülüyodu sanki. Gerçekten gülüyolarmıydı bilemiyorum ama bana o an öyle geldi.
Akşam okuldan çıktık. Genelde en son çıkanlardan biriydim. Kalabalıkta itiş kakışı sevmezdim. Zil çaldıktan 5 dakika sonra sınıftan çıkar, yavaş yavaş yürür 5 dakika kadar sonrada okuldan çıkardım. Yine öyle yaptım. Okulun arka kapısındandı çıkışlar. Okul binasından çıktıktan 20 metre sonra arka bahçe kapısından çıkıyorduk.
Okul binasından çıktım. Bahçe kapısının önünde elleri belinde, bacaklarını bir amerikan futbolcusu edasıyla açmış, suratında Hulk Hogan asabiyeti olan Aylin'i gördüm. Merdivenlerden kapıya doğru yönelirken resmen slow motiondı hayat. Geçmek bilmedi. Aylin'e doğru yürürken Ankara'nın o buz gibi esen sonbahar akşamında kan ter içinde kaldım. Hiç bişey yokmuş gibi yanından geçip gitmek
istedim.
Fakat biliyordum ki Murat denen orospunun doğurduğu yüzünden duymayan kalmamıştı okulda bu kısacık sürede. Kulaktan kulağa yöntemi kullanıldığı için de mutlak suretle değişe değişe kim bilir neler gitmişti kulağına.
Tüm bunlara aldırış etmeden, yokmuş olmamış gibi davranarak yanından geçecekken beni durdurdu.
- Dur! Konuşucaz!
- A.. e... şe..
- Konuşucaz DEDİM!!!
.....
Bayılmışım. 20-30 saniye kadar da baygın kalmışım. Uyandığımda Aylin'in çilli suratı bana mal gibi bakıyordu.
- Olluum! Sana elimi bile sürmedim lan. Herkese ben Aylin'i seviyorum demişsin. Çıkıyoz biz demişsin! Ben sana izin verdim mi beni sevmen için? Nası çıkıyon sen benle!
İşte o an kararımı vermem gerekiyodu. Ömrümün geri kalanını etkileyecek bi karar verecektim. A) hayatı boyunca pısırık ezik acınası bi ben, B) ya da piçin önde gideni. Ben B şıkkını seçtim.
- La sen malmısın kızım! Hastalığım var benim bayılıyorum hep. Bana vursan hapse gitmiştin şimdi. Hem seni ne diye seviyim lan ben. Tipini siktiğim. Çillere bak amına koyim sanki yumurta tavuğu.
Dedim ve oradan ayrıldım. O, arkadaşları ve geride kalan bi kaç kişinin aptal aptal bana baktıklarını hissettim eve doğru giderken.
O gün kendimi ifade edemedim, o gün kaçtım, o gün herşeyi taşşağa vurdum ve o gün bugündür dünya sikimde değil. Ayrıca Murat seninde sıfatını sikeyim.
(İsimler değiştirilmiştir, geri kalan herşey gerçektir. Yeminle...)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)