19 Şubat 2012 Pazar

bir pazar günü...


Gözlerimi açtım. Kulağımda hala aynı ses “miieeaaauuuuuu”… Arife azgınlık döneminde. İki Dakka rahat durmuyo. 3 gündür afedersiniz tabire caizse kafamı skiyo. Baktım oda hala karanlık. Demekki daha sabah olmamış. Uyurken düşürdüğüm pamukları yatakta el yordamıyla buldum. Tekrar kulaklarıma tıkadım ve uyumaya devam ettim.

Tekrar uyandım. Bu kez ortalık aydınlıktı. Saate baktım. Güzel.. 10. Bu benim için yeterli bi uyku. Kapıyı açtım, odadan çıkar çıkmaz yan odanın kapısının arkasında pusuya yatmış Arife hayvanı üstüme atladı MEEEAAUUUUUUU! Diye. Korktum lan. Pislik yaptığını düşünmeye başladım artık.

Hemen banyoya gittim, Dingil’e (6 aylık su kaplumbağam) yemini verdim (*). Sonra yüzümü yıkadım saçlarımı ıslatıp aynaya baktım;

-          You talking to me?

-          Ha?

-          Are you talking to me?

Kendimi yeterince Rabırt Deniro sandıktan sonra saçlarımı ıslattım. Tekrar aynaya baktım. Sanki kan sporu filminde az önce dayak yemiş gibi karizmatik bakıyodum. Sonra tüm gövdeye bakınca, üstünde “Atelye Alaturka” yazan tişörtümü ve 3 milyona Karfur’dan aldığım baksırı gördüğümde kendime geldim.
Banyodan çıktım. Arife karısı hala bağırıyodu. Direk mutfağa gittim. Ketıla su koydum dünden kalan kahve bardağımı çalkaladım, kutusuyla aldığım 3ü 1 aradalardan birini açtım. Kutuyu sanki bakkal standı gibi tezgaha koydum. Sanki böyle daha bi gözüm doyuyodu. Bi paket 3ü 1 arada aldım. Bardağa doldurdum, üstüne su koydum ve sadece boş 3ü1 arada paketlerini biriktirdiğim boş çekmeceye paketi attım. Heralde 40-50 tane birikmiştir. (Neskafenin çekilişine gönderiyorum paketleri. Gönderdiklerimin 200ü geçtiğini düşünüyorum. O araba bana çıkmazsa şike var demektir)

Kahvemi aldıktan sonra bilgisayarımı açtım (bu arada bilgisayar çok salak bi laf ya. PiiSii desek o da salak. Ben Turist Ömer abimizin filmde dediği gibi kullanmayı tercih ederim aslında: KOMPEDER) neyse kompederi açtıktan sonra dün gece uykuya yenik düşüp yarım bıraktığım Frinç’i izledim. Bu arada arife karısı hala MEEAAAUUUUU diye bağırmaya devam ediyodu.

Bi yerden sonra dayanamadım. Arife karısını kucağıma aldım, banyoya götürdüm. Kapıyı kapattım. Arife olmak üzere olan şeyi anladı (çok afili laf bu, bunu bi daha kullanırım ben). Bağırmaları bi üst desibele çıkardı. Küvetin yanındaki musluğun suyunu açtım. Ilıttım. Sonra suyu şu telefona benzeyen püskürtmeli şeye verdim. Pardon ahizeye. Onuda duvarda duran asma aparatına astım ve duvara çevirdim. Ilık tazyikli su duvara doğru akıyordu. Arifeye döndüm, sesini bi desibel daha yükseltti. Ama 1,5 metrekare banyoda kaçacak hiç bi yeri yoktu. Ensesinden yakaladım. Tüm tırnakları bi anda ortaya çıktı. 3 dişini birden gösterdi. Salak küçükken bi dişini kırmıştı çünkü. Çok fazla nat geo hd izliyoruz. Vahşi kedilerden hareketleri ezberlemiş olmalı ki duşakabinin kapağına aynı bufalolara tutunur gibi tutundu. Zor ayırdım. Sonra ona son kez bakarak:
-          You talking to me?
dedim ve küvete atıp duşakabinin kapağını kapattım. MEEAAAUUU bağırmaları MÖÖOOOIIIAAA şekline dönmüş ve 8-10 desibel belki de daha fazla artmıştı. Duşakabinin yanındaki klozetin üstüne çıkıp duş ahizesini aldım (adını bilmediğimden böyle diyorum). Fıskiye moduna getirip Arife karısını sudan çıkmış sıpaya döndürdüm. 45 saniye yeterli oldu, çünkü o sese daha fazla dayanamadım. Kucağıma büyük bi havlu alıp duşakabinin kapağını açtım. Anında atladı.biraz kuruladım ve salondaki yastığının üstüne bıraktım. Kızgınlığını unuttu. Sanırım bugün rahatım.

Tüm bunları yaparken öğlen olduğunu fark ettim. Çok acıkmıştım. Hemen mutfağa gidip ne yesem diye baktım. Kahvaltılıklara baktım, sucuk, yumurta, yağ, peynir, reçel, helva. Oh süper her şey var. Bi de çay demlersem süper kahvaltı olur dedim kendi kendime. Tam işlemlere başlayacaktım ki… evde ekmek olmadığını fark ettim. Yıkılmıştım. Bu güzel pazarı kahvaltı etmeden dışarı çıkarak geçirmek istemiyordum. Her şeyden vazgeçtim.

“ 2 DAKİKA SONRA “

Gözüm buzdolabının üzerindeki kebapçı fıleyırına takıldı. Oh dedim hemen aramalıyım. Aradım. Gene aynı adam çıktı. Sesinden tanıyorum sanki helyum içmiş gibi abimiz. Kendimce her zaman yaptığım espriyi yapıp

-ALO HÜSTIN BANA ACİL 3 LAHMACUN BİDE AYRAN”

Dedim. Adam yine aynı şeyi söyledi

-Abi ben Hüseyin değilim. Rıza ben.

Ulan kaç aydır hala anlayamadı salak espiriyi diye geçirdim içimden. 

-          Neyse tamam. Acil bekliyorum.

Dedim ve salona geçtim. Kompederimin başına oturdum. Az önce kurduğum müthiş Pazar kahvaltısı keyfimi iptal etmem yüzünden keyfim kaçmıştı. Çok zaman geçmedi kapı çaldı. Lahmacuncu HÜSTIN bu kez kendini aşmıştı. Telefonuma baktım, aradığım saate, tam 9 dakikada gönderdi 3 lahmacun ve ayranımı.
Şu anda karnım tok, Arife karısı sesini kesti uyuyor ve ben kahvemi yudumlayıp bunu yazıyorum. Birazdan Nat Geo da Pars’larla ilgili bişey başlicakmış onu izlicem.

           *  Kaplumbağamı banyoda beslememin tek sebebi orayı çok sevip yemini sadece orda yemesi. Nedenine bende bilemiyorum. Beklide nemli olduğu içindir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder